Bizi Paris’te Bırakın

Kendinizi bir roman kahramanı gibi hissedip, gezip öğrenmeye doyamayacağınız ve tarihi mekanlarında zaman yolculuğuna çıkmayı isteyeceğiniz rüya şehir Paris.

Balayınızı bizim gibi Avrupa kıtasında geçirmeye karar vermişseniz kesinlikle rotanıza katmanız gereken bir şehir olduğunu özellikle belirtmek isteriz.

Ulaşım

Biz henüz Barselona’nın büyüsünün etkisi altındayken balayımızın ikinci durak noktası olan Paris’e gitmek üzere havalimanına doğru yola çıktık. Barselona’dan Paris’in Orly havalimanına uçuş yaklaşık 1 saat 45 dakika sürüyor. Bu seyahatimiz 2 kişi 113 Euro’ya mal oldu. Havayolu olarak biz Iberia Havayolları’nın low-cost firması olan Vueling havayollarını seçtik. Uçuştan çok memnun kaldığımızı ve rötar olmadığını belirtmek isteriz.

Paris havalimanında bavulumuzla ilgili küçük bir sıkıntı yaşadık. Bagaj teslim noktası yönlendirmelerini takip ettiğimizde kendimizi havaalanı çıkış kapısının önünde bulduk. Tabi uçak yolcularının büyük bir kısmı da bizle aynı kaderi yaşadı. Fransızca konuşanlar çoğunluğu oluşturunca uçaktaki başka bir yolcuyla birlikte bagaj teslim bantlarının çıkış kapısını keşfedip ters yönden içeri girdik. Kimsede giremezsiniz demedi.

dscf5313.jpg

Bavullarımızı başarıyla aldıktan sonra havalanından kalkan Orly Bus ile Denfort-Rouchereau’ya doğru yola koyulduk. Denfort-Rouchereau’dan metro ile kalacağımız otele aktarma yapacaktık.

İniş durağımızda metro ile yolculuğa devam edip Eiffel Tower’ın çok yakın olduğu bir lokasyon olan Dupleix’e ilerledik. Metro çıkışlarında asansör olmadığı için 40 kg.lık valizlerimizi merdivenlerden taşımak zorunda kaldık.

Not olarak belirtmek isteriz ki Denfort-Rouchereau’da nedense binmek istediğimiz metroya giderken 2 kez turnikelerden geçtik. 2 turnikede de aynı biletleri kullandık. Sizde elinizdeki biletleri saklasanız iyi edersiniz.

Zamanlama

Paris’te gezip her yeri görebilmeye maalesef günler yetmez ama biz 4 günümüzü bu güzel şehre adayıp görmek istediğimiz lokasyonları atlamadan rotamızı çiziverdik. Siz de bu şehre en az 3 gününüzü ayırmalısınız.

Konaklama

Merkezi lokasyonlarda konaklamayı tercih eden gezginler olarak otel olarak “Hôtel Le Relais Saint Charles”ı tercih ettik. 8 – 12 Eylül arası 616€’a konakladık. Bu oteli tercih etmemizin bir diğer sebebi ise kaldığımız odanın camından Eiffel’in üst kısmının gözüküyor olmasıydı. Otelin odaları çok küçüktü. Kahvaltı için otelin imkânlarını kullanmadık. Yakınlarında güzel pastaneler yer alan bu otel sayesinde sabahları Eiffel’e karşı kahvaltımızı edip, akşamları ışıklandırma ile birlikte küçük otel odamızda bile ayrıcalıklı olduğumuzu hissedebiliyorduk.

DSCF5754.jpgEiffel

İlk gün otel check-in saatinden erken geldiğimiz bavullarımızı bırakıp hemen Eiffel’i görmek için yürümeye başladık. Fotoğraflardan gördüğümüz silueti ile tanıdık, kimilerinin demir yığını olarak nitelendirdiği Paris’in vazgeçilmez simgesi olan Eiffel birkaç sokak ötemizde bizi karşılamayı bekliyordu. Tabii, Eiffel’in ayaklarında en üst katına çıkmak için bekleyen kalabalık, çimlerde bir şeyler atıştırıp muhabbete koyulmuş insanlar ve her gün oradan geçtiği için kafasını bile kaldırmadan yoluna devam eden Paris halkı ile de karşılaşmış olduk. Biz de çimlerde kendimize yer bulup çevreyi gözlemlemeye başladık. Bir süre sonra açlığımıza yenik düşüp alışkın olduğumuz İtalyan lezzetlerinden pizza yemek üzere “Gusto Italia”ya gittik. Hemen belirtmek isteriz ki bize Barcelona ardından fiyatlar biraz daha pahalı geldi.

Eiffel Kulesi ile fotoğraf çektirmek istiyorsanız perspektif gereği kuleyi daha uzaktan gören parkları ve yeşil alanları seçmenizi tavsiye ederiz. Fotoğraftaki kalabalıktan kurtulmak için de gün doğumu sizin en uygun kareleri yakalamanıza yardımcı olacaktır.

 

Eiffel’e ikinci ziyaretimiz ise iki gün sonra tur amaçlı idi. Bilet sırasına girip heyecanla beklemeye başladık. Sıraya karışıp kişi başı 17€’ya en üst katı da dahil olmak üzere gezebilmek için biletlerimizi aldık. İlk olarak asansörle orta katına ulaştıktan sonra (ki eğer biletiniz sadece bu kısmı içeriyorsa turunuz burada sona eriyor) bizim biletimiz en üst katı da içerdiği için biraz gezindikten sonra yukarıya devam ettik. Asansörle çıkarken bile Fujifilm XT-1’imizi elimizden bırakamıyorduk. En üst kat Galata Kulesi’ne benzer şekilde bir yürüme alanına sahip olsa da insanların birbirine yer vermesi sayesinde turun tadına varabildik. Böyle yukarıdan şehri izlerken yine dünya üzerinde ne kadar küçük bir iz bırakabildiğimizi hatırladık. Yukarıda bir restoran alanı, poz vermek için “place to kiss” kısmı, şehri gözlemleyebileceğiniz dürbünler ve dünyanın diğer şehirlerindeki önemli binaları / yüksekliklerini içeren bir bilgilendirici fotoğraf alanı yer alıyordu. Tabii ki biz de hemen gözlerimizle ülkemizde arayışa koyulduk ve çok geçmeden Ankara’daki Cumhuriyet Kulesi’nin ve yükseklik bilgisinin orada yer aldığını fark ettik.

DSCF5344

Eiffel’in çok yakınında bir de atlıkarınca bulunuyor. Fotoğraf tutkunlarına mutlaka birkaç adıma daha atıp bu çocukluk anılarımızı güzelleştiren atlıkarıncayı Eiffel ile fotoğraflama şansını kaçırmamanızı ve Eiffel’e çıkabilmek için bütçe ayırmanızı öneririz.

 

Louvre

Müzenin içerisine girmeden Louvre piramidi çevresinde fotoğraf çektiren birçok kişiyle karşılaşabilirsiniz. Oradaki küçük yükseltilere çıkıp Louvre piramidini eliyle tutuyormuşçasına fotoğraf çekenlerin sayısı da az değil. Çevredeki anahtarlık satmaya çalışan kişileri görmezden gelirseniz dış mekânında bile tarih kitabının içerisinde yürüyüşünüze devam ediyor gibisiniz. Müzeye girebilmek için güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra piramitten giriş yaparak bir alt katta yer alan otomatlardan yine kişi başı 17  €’ya biletlerimizi temin ettik. Kredi kartı ile ödeme yapabilirsiniz. Yaklaşık 3 saatimizi içeride eserlere bakarak geçirdik. Tabii ki ilginize göre buraya daha fazla vakit ayırabilirsiniz. İçeride büyüklü küçüklü, tanıdığınız ve henüz keşfetmediğiniz bir sürü ressam ve heykeltıraşa ait eserler yer alıyor. Her köşesi sizi etkilemeyi başaran ve fotoğraflanmaya doyamayacağınız bir müze burası.

Biz birçok kişinin aksine ilk olarak Mona Lisa tablosuna yönelmeyip aşağıdan başlayarak müzeyi gezmeye başladık. Gezinirken birçok kişinin nereden devam edeceği ile ilgili kafasının karışık olduğunu, görevlileri bulup Mona Lisa’ya nasıl gideceklerini sorduklarına şahit olduk. Bu sebeptendir ki, müzenin birçok kısmında oklarla bu tabloya ulaşmanız için yönlendirmeler bulunuyor. Bu da aslında diğer eserlerin biraz daha gölgelenmesine sebep oluyor. İtiraf etmeliyiz ki biz 3 saatlik gezimizin sonunda yorgun düşmüştük. Yine de birçok farklı kapıdan farklı dönemlere sanatla birlikte nasıl seyahat ettiğimizi unutmamız mümkün değildir.

Yurt dışı fotoğraf çekimi yazımızda da bahsettiğimiz üzere, Louvre Piramidi ve çevresi fotoğraf çekinmek için de muhteşem bir atmosfere sahip. Eğer kalabalığa denk gelmek istemiyorsanız sabahın erken saatlerinde buraya ulaşarak boş meydanlarda ve alanlarda fotoğraf çekmenin tadını çıkarabilirsiniz. Aynı zamanda, kısa bir zaman daha ayırarak hemen yakınındaki Tuileries Garden’ı da gezebilirsiniz. Romantik fotoğraflar çekmek için size buradan daha iyi bir yer size öneremeyiz.

Bir Hakeim

Eiffel’e çok yakın Seine Nehri üzerinde “Inception” filmini hatırlayanların hemen aklına gelebilecek bir yer Bir Hakeim köprüsü. Şehri turlarken üzerinden geçip mutlaka fotoğraf çekinmeyi unutmayın. Bizim fotoğraf çekimimiz sırasında Le Parisien koşusu sebebiyle tütüleriyle koşan hanımefendilere denk geldiğimiz ve aynı zamanda düğün çekimi için de popüler olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Disneyland Paris

Yaşınız ne olursa olsun Disneyland etkisine kendinizi kaptırıp bu renkli dünyayı keşfetmeden Paris gezinizi sonlandırmayınız. Öncelikle ulaşımla ilgili olarak belirtmemiz gerekir ki şehir içi standart metro biletleri dışında RER-A hattı için ek bir bilet almanız son durak olan “Marne la Vallée – Chessy – Disneyland” e kadar beraberinizde taşımanız gerekiyor. Önemli hatırlatma olarak, RER-A için ek bilet almadan da aktarma şansınız var. Tek sorun, bilet aramasına denk gelmeniz. Bu küçük bir ihtimal gibi düşünseniz de bizim 4 günlük gezimiz içerisinde tek bilet kontrolü Disneyland’e giderken son durağa doğru gerçekleşti. Disneyland’e ulaşmaya çalışan bir çiftin ise biletleri olmadığı için pasaportlarına ceza kesildi.

Disneyland kapısından bilet alabileceğiniz gibi bizim gibi seyahatinize başlamadan e-bilet olarak temin edebilirsiniz. Bu sayede Disneyland’e ayıracağınız vakitten de çalmamış olursunuz.  Disneyland için bilet fiyatları hafta içi, haftasonu ve sezona göre değişiklik gösteriyor. Biz Cuma günü daha az kalabalığın olduğu ve daha uygun fiyatlı bir zamanda giriş yaptık.

Girişten itibaren hemen kendinizi masal içerisindeki prens ve prenseslere, çizgi filmlerdeki Micky Mouse ve Minni Mouse’a dönüşmüş olarak buluyorsunuz. Başında da belirttiğimiz gibi, yaş fark etmeksizin burayı gezmeye gelmiş kişiler atmosfere kendini kaptırmış durumda oluyorlar. Fotoğraflarınızda ve anılarınızda yer alması üzere Micky kulaklıklarınızı girişteki mağazalardan temin edebileceğiniz gibi adım başı denk geleceğiniz bir sürü güzel hediyeliklerle dolu diğer mağazalardan da ilerleyen vakitlerde alabilirsiniz.

Girişteki alandan Disneyland haritasını elde ederek önemsediğiniz karakterleri görmek ve sevdiğiniz çizgi filmlerin bir parçası olmak için önceliklendirme yapabilirsiniz. Giriş kısmında pembe şatoyu arkanıza alacak şekilde fotoğraflarınızı çekindikten sonra kocaman alanı yukarıdan turlamanızı sağlayan bir tren sizi bekliyor olacak. Belirtmek isteriz ki biz bu treni beklerken 40 dk’ya yakın vakit kaybettik ve maalesef beklentilerimizin aksine çok da kuşbakışı görüntü elde etmenize yardımcı olmayan bir tur yapmış olduk. Aynı zamanda tren, Disneyland içerisinde farklı alanlara seyahat etmenizi de sağlıyor fakat 40 dk’yı kaybetmek yerine yürüyerek daha çok alanı görmenizi sağlayan alternatifi tercih edebilirsiniz.

Biz Pixar animasyon sever ve Star Wars serilerini eski yeni fark etmeksizin takip etmeye devam eden çift olarak tabii ki Pixar kısa film gösterim alanını da ziyaret ettik. O eski animasyonları izlemeyi, Pixar’ın hikâyesini dinlemeyi, Star Wars alanına uğrayıp Jedi hamburger yemeyi ve Wall-E gibi sevdiğimiz karakterlerle fotoğraf çekinmeyi atlamadık. Bunlarla yetinmeyip Karayip Korsanları gemisini görmeye, Alaattin’in sihirli lambasını okşayarak cin çıkmasını beklemeye, Ratatouille filminin bir parçası olmaya ve Roller Coaster macerasına kendimizi kaptırmaya devam ettik. Son olarak, saat 17:00 gibi başlayan Disney’in favori karakterlerinin geçit törenini mutlaka izlemelisiniz.

 

Champ Elysees

Paris’in en güzel caddelerinden biri olan Şanzelize’ye Arc De Triumph’a uğradıktan sonra yürüyerek ulaşabilirsiniz. Birçok dünyaca ünlü markanın mağazalarının ve restoranın bulunduğu caddede 3-4 saatinizi rahatlıkla geçirebilirsiniz. 17.yy’da tamamlanan bu bulvar caddesi aslında Paris’in en merkezi yeri sayılabilir. Karnınız acıktıysa L’Entrecote de Paris’te antrikot yiyebilirsiniz.

DSCF5681

Montmartre

Montmartre Paris’teki bir yerleşim biriminin adıdır. Rakım olarakta Paris’te en yüksek yerlerden biri olduğu için buradan Paris’in fotoğraflayabilirsiniz. Bu yerleşim birimine metro ile ulaşım sağlayıp burada meşhur kiliselerden biri olan Sacré Coeur Bazilikası’nı gezebilir, 10 dakika yürüme mesafesindeki ünlü kabare binası Moulin Rouge’u akşam vakitlerinde fotoğraflayabilirsiniz.

Paris’i gezeceklere şimdiden keyifli zaman geçirmelerini diliyoruz 🙂

 DSCF4519

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s